Hayatımızda belirli dönüm noktaları olduğuna inanıyorum. Genelde bu noktaları fark etmeden yaşıyoruz, bazısı tarif edilemez mutluluklara, bazısı altından kalkılması zor acılara, travmalara sebep oluyor. Ve tabi ki bir nokta olduklarıyla kalmıyorlar, bir çizgiye dönüşüyorlar, yeni bir gelecek yaratıyorlar hatta. Peki kontrol etmeyi seven bir insan için bu dönüm noktaları ne kadar travmatik olabilir, bunu düşünüyorum şu an. Değişimin verdiği zorluğun haricinde aslında kendi kişiliğine tehdit unsuru olan bir durum ile karşı karşıya değil mi? Bir tanesi daha zorlayıcı ki bence asıl zor olan kendi kişiliğinle savaşmak. Bunu birinci elden deneyimlemiş bir insan olarak yazıyorum şu an, ha tabi ki ben bir değilim bunu yaşayan, hepimiz yaşıyoruz, benimki bir timsal sadece. Şehir değiştirdiğimizde depresyona girmişim aslında fark etmeden. Tabi bu tabirim ne kadar doğru bilmiyorum. Şey derler ya, depresyona giren insan depresyonda olduğunun farkında değildir. Benimki de o hesap aslında. Çok saptım konudan geri döneyim. Dokuz yaşın(m)daydım, kendimi bildim bileli beraber olduğum insanlardan, şehirden - biraz dramatiklik katalım- üçüncü sınıfın son karne gününde haberim olmadan annemin elimden hadi gidiyoruz diyerekten İstanbul'a geldiğimizde taşındığımızı öğrendim. Tabi hangi şehirden gelirseniz gelin İstanbul, Türkiye'nin en büyüğü dediğimiz için lafta güzel geliyor. Ama o çocuk için her şey demekti bu hamle. Bir sene dışarı çıkmamıştım okul haricinde ve yaklaşık dört sınıf üst üste okul değiştirdim, bunlar hariç belki de dahildi depresyonum. Bu hislerin benim için önemini yine birilerinden ayrılırken kalbimden daha çok vücudumu saran belirsizlik hissini tattığımda anladım. Aynı hislerdi. Kendime doktor bir insanım genelde doğru bir alışkanlık olmasa da, bende bağlanma sorunu vardı ki hala var geçti sanılmasın. Koparken sıkıntılar yaşıyorum sanki araya giren şey fiziki bir mesafe değil de ruhsalmış gibi. Sanki bunun da sebebi yine kontrolcü olma isteğine dayanıyor değil mi ? Normalde yanında ya da bir sonraki gün okulunda gördüğün insanlar, taşlar, ağaçlar, kıyafetler sonra seninle olmayınca ne olmuş olabileceği duygusu hayatını sarıveriyor. İşte bu şeyler bazen en başta bahsettiğim gibi düzen bozuyor, ya da daha sonra bahsettiğim gibi küçük depresyon hallerine dönüşüyor. Bugünlük bu kadar daha sonra görüşe de biliriz görüşmeyebilir de.
Giriş
Kafamızda olan şeyleri konuşmak zordur. Bazen yargılanmaktan korkarız, bazen anlaşılamamaktan, eğer tutkulu biri iseniz daha sonra hakkını vererek konuşamamaktan, yanlış olduğumuzu öğrenmekten..bu gibi birçok örnek verilebilir. Kendimizce önümüze bir nevi engel olarak koyduğumuz bu sebepleri aşmayı öğrenmek gerek aslında. Çünkü siz o konuya bir ayraç koymazsanız belki hiç bakılmayacak belki hiç temsilcisi olmadan fikriniz sizinle ölüp gidecek. Birilerinin yancısı olarak bir işte bulunmaktansa temsilcisi olmak gerek. Bunları bu şekilde söylüyorum, peki kendim ne kadar yapıyorum? İşte yapmayı öğreneceğim bir yer olarak başlangıç olacak burası. Dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğüm bir nokta var çünkü. Başkalarına yapmalarını söylediğimiz şeyleri kendimiz yapmıyorsak konuştuğumuz gerçekliği yansıtmaz, başkalarına yapma dediğimiz şeyleri yapıyorsak da bu böyledir, rahatsız olduğun başka konularda da adaletli olunmalı. Kendine yapılmasını istemediğin şeyler yapılmamalı. Tutarlılık. Bu çok ...
Yorumlar
Yorum Gönder